18/5/2009 · Kategori: din

Ne olur bir gece gel


Senin gidişinden asırlar geçti
Seni önce ashabın özledi
Sel gibi aktı ümmetinin gözleri
Ne olur bir gece gel de sevindir bizi
Senin için nice şiirler mersiyeler yazıldı
İsimlerin, bebeklere isim olarak takıldı
Camilerde ismin duvarlara asıldı
Asırlardır gönüller, Senin aşkınla yandı
Biz günahkârız sana komşu olamayız
Senin elinden Abı hayat suyunu
içemeyiz
Belki Cemalini de göremeyiz
Ne olur bir gece gel de sevindir bizi
Sen âlemlere rahmet olarak gönderilensin

Sen bizim çok sevdiğimiz peygamberimizsin
Sen bizi doğru yola yönlendirensin
Bizim için secde de gözyaşları dökensin
Tarihler değiştikçe insanlar da değişti
Dervişler, Evliyalar, Mürşidler geçti
Ümmetin her geçen gün kimlik değiştirdi
Ne olur bir gece gel de gör halimizi
Kat kat binalara dönüştü evlerimiz
Son derece gelişti bineklerimiz
Hep yükseklere çıktı hayallerimiz
Ama dini uygulamada en gerilerdeyiz
Zenginlikle dünya âleminde boğulduk
Ahireti, Cenneti, Cehennemi unuttuk
Bir rüyadayız, dünyayı temaşaya koyulduk
Ne olur bir gece gel de uyandır bizi…
Mustafa Kaplan

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

15/5/2009 · Kategori: din

Nihat HATİPOĞLU 




 Mardin'deki katliam neyin habercisi?

HADİS kitaplarının en dikkat çekici bölümlerinden birisi "Kitabü'l Fiten" denilen bölümdür. Kitabü'l Fiten (Fitneler Kitabı), isminden de anlaşıldığı gibi uzak veya yakın gelecekte ve özellikle kıyametten önceki dönemlerde dünya coğrafyasında meydana gelecek karışıklıklar, dengesizlikler, fesat ve fitneleri konu alır.

Hz. Peygamber'in (SAV) bu bölüm içinde derlenen sözleri son derece çarpıcı bilgileri kapsar. İnsanların nasıl değişeceği, dengelerin nasıl bozulacağı, sosyal bünyede nasıl tahribatlar meydana geleceği ve kıyametten önce nelerin olacağı bu hadislerde rahatça görülebiliyor. Bu hadisleri okuduğumuzda Peygamberimizin geleceğe ait bilgilerle donatıldığını ve olacak bazı olaylara işaret ettiğini görebiliriz.

Kısacası, Hz. Peygamber'in bugünün ve yarının dünyasını -en azından nasıl fesada uğrayacağı noktasında- bir kuşbakışı yaptığını bu hadisleri okuduğumda anlayabiliyorum. Yüce Allah dilediğinde peygamberlerini gelecek hakkında bilgi sahibi kılabilir.

* * *

Bu bölümünde yer alan manidar hadislerden birisi de "herc" kavramıyla ilgili hadistir. Hz. Peygamber, bu hadiste şöyle buyurur: "Kıyamete yakın dönemde şüphesiz bir herc olur." Bu sözü duyan sahabe sorar: "Ey Allah'ın Resulü, herc ne demektir?" Peygamberimiz, "Öldürmek, öldürmek, öldürmek" cevabını verir. Sahabe, "Zaten biz müşriklerle savaşıyoruz" deyince Peygamberimiz uyarısının yanlış anlaşıldığını anlar ve şöyle cevap verir:

"Herc, müşriklerle savaşmak değildir. Lakin bazınız bazınızı öldürecek, hatta adam komşusunu, amcasının oğlunu ve akrabasını öldürecektir." Peygamberimizin bu sözleri üzerine şöyle sorarlar: "Ey Allah'ın Resulü! O gün akıllarımız başımızda olduğu halde mi birbirimizi öldüreceğiz." Efendimiz cevap buyurur: "Hayır, o zamanki halkın çoğunun akılları alınacak ve akılsız birtakım düşük adamlar, o dönemlerin adamları olacaktır." (İbn Mace, Fiten hd: 3959)

Yukarıdaki hadisin benzeri olan bir başka rivayette Peygamberimiz bu kaos ve çılgınlık dönemini şöyle özetliyor: "Zaman yaklaşır, ilim noksanlaşır, şiddetli cimrilik kalplere konulur. Fitneler meydana çıkar ve herc çoğalır. Herc, katildir, insan öldürmektir." (İbn Mace, Fiten hd: 4052)

Henüz bu dönemi yaşamadığımızı ümit ederek şöyle bir soruyla devam edeyim. Bu hadise neden yer verdim. Kıyamet yakındır, kıyamet kapımızda demek için değil tabii ki, onun ne zaman olacağını ancak Yüce Allah bilir. Bizler, Kuran-ı Kerim ve sahih hadislerde belirlenmiş olan küçük ve büyük alametlerden ancak kendimize bir yol haritası çizebiliriz, ötesini Allah bilir.

Birkaç gün önce Mardin'de meydana gelen katliam üzerine bu hadisi hatırlatmak istedim. 44 insanımız hunharca katledildi. Öldürülenler içinde çocuklar vardı, hamile kadınlar vardı. Namaz için camiye toplanmış insanlar vardı. Gelin vardı, damat vardı. Köye yeni tayin edilmiş imam vardı. Tümünün şehit olduğuna inanıyorum. Çünkü günahsızlardı, çünkü mazlumlardı, çünkü iffet ve onurlarıyla nişan yapmak için bir araya gelmişlerdi. Çünkü namazdalardı.

Peki ya onları katledenler?.. Olayın sebebi, gerekçesi veya diğer teferruatı hiç önemli değil. Çünkü hiçbir gerekçe böyle bir cinayete, katliama cevaz veremez. Hiçbir din, hiçbir örf veya gelenek, hiçbir felsefe, hiçbir cinnet böyle bir katliama olur veremez. Cinnet bile, böyle bir cinnetten utanır, ar duyar, darlanır. Bu manevi bir dağılma halidir. Çökme halidir. Allah'la bağları koparma halidir.

Bu menfur olaydan sonra her birimiz oturup düşünmeliyiz. Hz. Ádem ve Hz. Havva'nın çocukları nasıl olur da birbirlerine karşı bu kadar cani, bu kadar acımasız olabilirler. Böyle bir katliam ancak bir ülke istila edildiğinde yaşanmıştır. Kadın ve çocukları ağır silahlarla tarayacak ve bombayla parçalayacaksın. Sonra erkekleri de namaz kılarken öldüreceksin. Bu kadar tasarlayarak, sinsice cinayeti kimin, hangi kimliğin işlediğinden çok hangi ruh haliyle işlendiğini anlamaya çalışıyorum. Ama imkánsız. Kavramakta zorlanıyorum.

Yapmamız gerekenler var. Hem de acil bir şekilde, içimizde gizli-saklı dolaşan cani ruhları tedavi etmek için genel anlamda bir seferberlik başlatmalıyız. TV'lerde, gazete ve kitle iletişim organlarında daha etkin bir şekilde insanımızı bilinçlendirmeliyiz. Her törenin kutsal olmadığını anlatmalıyız. Kutsal kitabı bir daha, bir daha okumalıyız. İnsan öldürmeyi meşru saymanın ilahlık taslamak anlamına geldiğini anlatmalıyız. Öldürmeye değil, yaşatmaya özendirmeliyiz. Yazımızda, çizgimizde, dizimizde, TV'mizde bunu yapmalıyız.

* * *

Dünya sakinlerinin bu katliam karşısında nasıl bir Türkiye hayal ettiğini sanırım hepimiz düşünüyoruz. Kimse bu cinayetin katillerinin kimliğini dinle özdeş sayma kolaylığına sığınmasın. Bu cinayeti işleyenlerin yakınındaki insanların, arkadaşlarının da bizlere yardımcı olmaları gerekir. Çünkü yeni faciaların önüne ancak böyle geçebiliriz. Ayrıca bu denli, kanlı egoları ıslah edemediysek milli eğitimimizden medyamıza, Diyanet'ten baba ve annelere kadar herkes kendisine düşen sorumluluğu paylaşmalıdır.

Evet, belki kıyamete daha çok var. Belki yol daha uzun. Ama Hz. Peygamber'in işaret ettiği "herc"in bir türünü yaşadığımızı apaçık görüyoruz. Öldürülenler niye öldürüldüklerini bile anlamadan hayata veda edip gittiler. Ya öldürenler, onların nasıl bir ruh haline sahip olduğunu sanıyorum hepimiz birbirimize sormaya devam edeceğiz.




Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

15/5/2009 · Kategori: din


"Rabbimiz! Bu mübarek gününde bizler Müslüman olduğumuzu birkez daha ilan ediyoruz. Sana teslim olduğumuzu, her şeyimizle Senden olduğumuzu ikrar ediyoruz.... Cumamizi hakkimizda hayirlara vesile eyle..." (amin)

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

14/5/2009 · Kategori: din



“(Ey müminler!) Sabır ve namazla yardım dileyin:

Bu, tam bir sığınma duygusu içinde

yürekten Allah'a yönelenler dışında

herkes için zor bir iştir,

onlar ise (sonunda) Rablerine kavuşacaklarını

ve O'na döneceklerini kesinlikle bilirler.

 

Bakara Sûresi / âyetler: 45-46

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

14/5/2009 · Kategori: din




   “Bu
zamanda en büyük bir ihsan, bir vazife, îmânını kurtarmaktır,
îmânına kuvvet verecek bir surette çalışmaktır.
Sakın, benlik ve gurura medar şeylerden çekin.

Tevâzu, mahviyet ve terk-i enâniyet,

bu zamanda ehl-i hakikate lâzım ve elzemdir.

Çünkü, bu asırda en büyük tehlike

benlikten ve hodfuruşluktan ileri geldiğinden,

ehl-i hak ve hakikat, mahviyetkârâne dâima kusurunu görmek

ve nefsini itham etmek gerektir.

 

Bediüzzaman Said Nursî

 

Emirdağ Lâhikası

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!